Gülay Göktürk ve Özgür Eğitim Sen


Özgür Eğitim Sen, Adıyaman Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne teşkilat çalışmasına gelmiş. Başkan Ali Kemal Kaya ve Teşkilat sekreteri Ahmet Turan bir baktım ki öğretmenler odasındalar. Oturmuşlar ve sendikalarını anlatmaya gelmişler. “Ooo maşşallah ” dedim kendi kendime. Başımla bir selam selam verdim konuşmakta olan Özgür Eitim Sen’in Adıyaman temsilcisi Ali Kemal Kaya’ya. Kur’an dersinden çıkmışım. Herzamanki gibi yine oyalanacak birşeyler olmuş ve gecikmişim öğretmenler odasına. Haberim olsaydı başından dinlerdim. Neyse… Kısmetten öte yol çıkmazmış nasılsa. Öğretmenler odamız öğretmenlerimizi kaldırmıyor. oturacak yer yok çoğu zamanki gibi. Ben de ayakta, bir kolona sırtımı dayayıp dinlemeye başladım. Bir şey dinleyemedim tabi. Hemen zil çaldı. Konuşan şahıs ta zilin çaldığını kimsenin de bir şey sormadığını ifade edip bitirdi konuşmasını. İki şey de ekleme gereği duydu, Ahmet Turan’ın hatırlatmasıyla. Birincisi (Aralık Ayında 31 kişi olan) üyelerinden altısı bizim okulda imiş. (Şimdi sayı kaç acaba?) Üstelik bu altı kişinin ikisi de yönetim kurulu üyesi imişler. Yönetim kurulu kaç kişi acaba? bizim şubemizde 30 kişi ve bu sayıya komisyonlar ve kurullar dahil değil üstelik. Burdan bakınca bizim okula haksızlık etmişler gibi geldi. Bu hesaba göre en az beş kişi yönetimde yer almalıydı. Tabi bu iki yönetim kurulu bilgisi okulumuzdaki arkadaşlarımızı şaşırtmıştı. Ben daha ilgincinin “buraya size basın da çıkan haberlerimizi bırakıyoruz, Okursunuz” diye başlayan, ardından da Gülay Göktürke gönderme yaptığı bir hususa değinmesi olduğunu düşünüyorum. Gülay Göktürk demiş ki: Türkiye de en aklı açık  sendika sendika Özgür Eğitim Sendir” Bu cümle ile de aklı açık olanın kendileri olduğunu ifade etmiş olup, diğerlerini de zımnen aklı kapalı olarak kabul edince Özgür Eğitim Sen’e üye olmak gereği daha açık ve berrak oluyordu kendince. La havle çektim zil çalmıştı ve derse girmek zorundaydm. Özgür Eğitim Sen’in Aklı açık başkanına cevap verip ağız dalaşı yaparak Kur’an dersinden vazgeçemezdim. İyi düşünülmüş ve kotarılmış bir durumdu Allah için. Muhteşem başkanı kendinden emin ve gurulu duruşuyla başbaşa bırakıp dersime girdim. İçime dert oldu. Gülay Göktürk bunu nasıl yapmıştı? Hem bunu merak ediyordum. Hemde bir yazarın bir şeye iyi demesi güzeldi hoştu da tek referans olarak yeter miydi ki? Yarın Gülay Hanım tersini söylese bu sendika aklı kapalı mı olurdu? Gülay hanım söyledi diye türkiyenin aklı açık tek sendikasını özgür eğitim sen olarak kabul etmek te neyin nesiydi? Böyle bir saçma sunum olabilirmiydi? Olmuştu bile.

Ben Gülay Hanım’ı çok iyi tanımam. Demokrat bir gazeteci diye duymuşluğumuz, bazı yazılarını okumuşluğumuz vardır. Ama her konu hakkında ne düşünür nerden bilelim. Hamfendinin özel önem verdiği bir sendikası varmış/ ya da bize öyle sunulmuştu. Bu işin peşini bırakmak olmazdı. İlgili yazıyı öğretmenler odasında okudum. Hakketen öyle diyordu. Bir farkla özgür eğitim sen’e “Ülkemizin zihni tek açık eğitim sendikası Özgür Eğitim-Sen” diyordu. Anlaşılan Gülay hanım Ali Aydın’ın yazısında da görüşlerine yer verdiği kanaatlerini okumuş ve çok hoşuna gitmişti. Yazı Bugün gazetesinde 5 mart gününde internette de yayınlanmış. Ama bir şeye anlam veremedim. Gülay Göktürk yazısına Tevhidi tedrisatla başlamış, önce eğitim-iş ten bir referans vermiş. “Bu yasal düzenlemeyle bir devrim yasası olan Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Yasası ortadan kaldırılmaktadır. Mektep-medrese ikilemi yeniden yaratılmaktadır. Hâlbuki Cumhuriyet devriminin en önemli yasalarından biri olan Öğretim Birliği Yasası’nın gerekçesinde: “Bir milletin bireyleri ancak bir eğitim görebilir. Bir ülkede iki türlü eğitim iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu ve düşün birliğini ve dayanışma amaçlarını bütünüyle yok eder” dermiş eğitim iş. İlerleyen satırlarda bu satırları yazan sendikanın yanlış düşündüğünü de ifade ediyor yazarımız. Önce “TBMM’de bulunan zorunlu eğitim yasası teklifi yasalaşınca ne olacak? Çocuklar, ana-babalarından önce cemaatlerin ve tarikatların yavruları olacaklardır. ” diyor.  Cemaatlere va tarikatlara acayip gıcığı var gibi bir durum. Şu anda beyaz TV de sendika başkanlarını izliyorum. Ali Aydın’ın başkanı tevhidi tedrisat ta kaldırılmalı, tekke ve zaviyeler de açılmalı diyor. Gülay ayrı telden özgür eğitimsenin başkanı ayrı telden çalıyor gibi geliyor. Sloganik sözler çok hoşuna gitmiş gülay hanımın da bu gün itibarıyla tekke ve zaviyelerin de kaldırılmasını gülay Hanım da istiyor mu ki? tuhaf bir şey oldu. Bu programı izliyorsa Gülay Hanım kuşkusuz yeni bir yazı daha yazmak zorunda kalacak gibi geliyor. Çocukların cemaatlerin ve tarikatlarin çocukları olacaklarından korkan Gülay Hanım, yazısının devamında da bir tutarsızlığa imza atıp “Tek tip eğitim takıntısından vazgeçmeden, anne babaların çocuklarını isterlerse devlete, isterlerse cemaat ve tarikatlara teslim etme ya da hiç kimseye teslim etmeme haklarını tanımadan bu meselesi çözemeyiz. ” de diyor. alibal sen yanlış anlamışsındır, bu cümleyi kuran biri hiç çocukların cemaate teslim edilmesinden korkar ve ilk cümleyi kurar mı demeyin. İşte yazının orijinali burada. Ali Aydın Radikal ve Tarafta yazılar yazarak, Gülay hanım’ı etkilemiş olabilir. Ama ben başkanlarının görüşlerini paylaştığını zannetmiyorum. Paylaşsa ne yazar? Ne yazacak hiç bir şey. Ben de tekke ve zaviyelerin açılmasını isteyen biri olarak Özgür Eğitim Sen ile aynı kanaatteyim. Gülay Göktürk’ün cemaat tarikat korkusunu paylaşmıyorum. Özgür Eğitim Sen’li kardeşler sanırım sendikalarını övdüğü için Gülay Hanım’ın bu korkularını paylaşmazlar. Türkiye’nin zihni açık tek sendikasına şapka çıkarıp selamlıyorum. Eyvallah efendim. Eyvallah…

Özgür Eğitim Sen ile ilgili diğer yazılar:

Kaç Kişisiniz?

Özgür Eğitim Sen

“Adıyaman Eğitim-Bir-Sen’de İstifa Furyası”‘na Cevap

 

 

Özgür Eğitim Sen


Bloğumun istatistik bölümünden  arama motorları aracılığıyla düşenlerin istatistiklerine zaman zaman giriyorum. Bu hafta benim bloğumu ilgilendiren en çok aranan kelime alibalamca’dan sonra özgür eğitimsen, arkasından da Ali Kemal Kaya olmuş. Ali Kemal Kaya’yı hatırlayacaksınız. Bir dönem yönetim kurulunun kendi içindeki 7 kişinin seçimiyle kısa bir süre Adıyaman Eğitim-Bir’e başkanlık yapmış, sonrasında ise başkanlığı kongrede Gaffari İzci’ye kaptırmıştı. İkinci dönem tekrar denedi Ali Kemal Kaya, başkanlık yarışına girmeyi. Yine kaybetti. Üstelik bu sefer eski oylarını da alamamıştı. Son bir hamle olarak ta Hüseyin Söylemez önderliğindeki oluşuma destek vererek o yönetimin, yönetim kurulu adayı olmuş bu sefer ise yine kaybedenler arasında kalmıştı. 2011 yazında istişarelerini yapmış olmalı. Zaten Kongre seçiminin ardından bir kısım beraberce yönetime aday oldukları arkadaşları da istifa etmişlerdi. Sonunda Ali Kemal Kaya da istifa etmiş ve Özgür Eğitimsen’in il temsilcisi olmuş. Bir dönem Ali Kemal Kaya’ya karşı Gaffari izciye destek olarak, Gaffari izcinin bir önceki dönem seçilmesinde pay sahibi olan ekibin içinden yönetim kurulu üyeliği yapmış insanları da yanına alarak temsilciliğin yönetim kurulunu oluşturmuş. Bu çok yeni bir şey değil. Hayırlı olsun diyelim. Kader… ne diyelim. Bir zaman başkanlığa ve yönetimimize talip olmuş insanlar, şimdi de eski arkadaşlarını, kendilerinin eski sendikasından istifa ettirmek için uğraşı veriyorlar. Kaybetmek kötü bir psikoloji anlaşılan. Sendikaya başkan seçilip düzeltemediği için mi yeni bir sendikanın temsilciliğini almayı seçti, yoksa zaten başkan adayı olmasına rağmen kendisini bu sendikaya ait hissetmiyor muydu emin değilim. Ama her iki sonuçta ortada bir yönetim aşkı var gibi görünüyor. İyi valla sendikaya başkanlığa talip olun. Sonra seçilemeyince yeni bir sendikanın temsilciliğini alın ekip olarak. Aslında tam bir ekip olduklarını da düşünmüyorum. Sonuçta sanki bana kişiselleştirilmiş, bireysel kavgalara sendika içinde devam etmeyen/edemeyen/etmek istemeyen bir yapı, bu kavgaya yeni bir sendikanın temsilciliği çatısı altında devam etme kararı vermiş gibi geliyor. Yanılıyor olabilirim. Ama bu haliyle baştan özürlü bir doğum gibi geliyor. Ayrılanların hepsini aynı kefeye koymak kuşkusuz yanlış. Bir kısmı daha marjinal de olsa yeni bir sendika isteği olan üyeler olabilir. Ama Ali Kemal Kaya’nın ya da diğer yönetim kurulundaki “arkadaşlar”ın isteğiyle/çağrısıyla ayrılmış ve Özgür Eğitimsen’e geçmeyi seçmiş bu insanlar acaba Ali Kemal Kaya veya sonraki ekip seçimlerde başarı gösterseydi ne yapacaklardı? Canla başla Ali Kemal Kaya veya Ali Kemal Kaya’nın içinde bulunduğu ekibi mi destekleyeceklerdi yoksa yine özgür eğitimsen tercihi yapacaklar mıydı? “Ne yapcan alibal yahu bak işine sen!” diyenlere selam ediyorum. Ama merak işte tarihi geri sarmak yeniden yaşamak şansımız olsaydı denenebilirdi. Bu tahlil şunun için önemli. Özgür eğitimsen aslında alternatif bir sendika olarak Eğitim-Bir-Sen’li üyelerin en azından bir kısmı için yedek bir sendika gibiydi. Anayasa çalışmalarına yön vermiş, öncülük etmiş, Toplu sözleşmeyi anayasaya koydurmuş, eşit işe eşit ücret uygulamasını çıkarmış bir sendika değil de daha farklı bir pozisyonda, tabanın taleplerine kulak tıkayan ya da bir başka siyasi parti tarafından yönetimi  belirlenen bir pozisyonda olsaydı, bir kısım Eğitim-Bir-Sen üyesi sendikalı için gidilecek ilk adreslerden biriydi. İki şey oluyor. Memur-Sen’in en güçlü olduğu ve toplu sözleşmeye oturup ilk kez çalışanları temsil edeceği bir dönemde (daha önce de adı hak olan bir sendika aracılığıyla yapılmaya çalışılmıştı) çalışanların yetkili sendikası güçsüzleştirilmeye, tırpanlanmaya ve bölünmeye çalışılıyor; Diğeri ise Özgür Eğitim Sen’e erken doğum yaptırılıyor. Çift taraflı bir etki ile küsen küstürülen, bitmemiş bir hesabı olan herkese, gidiliyor üyeyse istifa ettiriliyor sonra da üyeliğe çağrılıyor. Eski arkadaşlar eski rehberler ve eski ekipler tekrar hatırlanıyor. Benim en garibime giden yönetimde beraber çalıştığımız zaman üye yazmakla benim işim olmaz diye düşünen, ya da bu karakterde olduğunu sandığımız insanların ilçe köy gezileriyle Memur Seni Adıyaman’da zayıflatma girişimleri. Sendika Adıyaman’da çok büyüdü. Aidiyet duygusu ve hissi arka planda kalmış bir miktar üyemiz de vardır. Üyeliği pamuk ipliğiyle bağlı üyeler de olabilir. Bu büyüklük, büyük-küçük bütün sendikaları topladığınız zaman bile Memur-Sen sayısına yetişmeyecek bir büyüklük. Dile kolay hepsi bir yana Memur-Sen bir yana. Hepsinden sayıca daha bir üstün, daha bir fazla. Bunda diğer sendikaların yanlışlarının çalışma tarzlarının Memur-Sen lehine artısının payı da var, Sendikamızın duruşu olsun çalışmaları olsun çalışanlarda bir karşılık bulması da var. Bu duruşu bu çalışkanlığı ile çok daha uzun yıllar Adıyaman’da yetkiyi hak ediyor bana kalırsa bu yönetim.

Neyse işte. Af buyurun azıcık. Bu cumartesi Genel Merkez Baasın Yayın sekreterimiz Ali Yalçın başkanlığında bütün ilçe ve il yönetimi, ilçe ve merkezdeki okul temsilcileriyle bir teşkilat içi eğitim toplantısı yaptık. Arkasından ÖNDER (İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği)nin düzenlediği 7. İmam-Hatipliler Kurultayı’na  katılmak üzere Diyarbakır’a geçtim. Akşamında İmam Hatiplerin yeni Anayasa tekliflerini istişare ettik gece  boyunca. Ertesi gün Pazar (18 Aralık 2011) Kurultayımızı yaptık. Bütçe görüşmeleri nedeniyle hükümet kanadından bir bakan bir de milletvekili, meclis dışından da iki partinin genel başkanı da toplantıya katılmışlardı. Çok güzel oldu. Konuşulanlar ve kararlaştırılan konulardan bahsetmek yerine bu başlık altında bir başka sendikayı ve O’nun yeni il temsilcisini değerlendirmek te belki yanlış, kusuruma bakmayın ne olur. Ama ne yapayım! Zaten çok ziyaretçim yok gelenler de Google emmiden yönlendirilip bu aramalar ile gelince duygusallıkla yazılmış bir yazı oldu. Sürç-i lisan ettikse affola. Ensar Vakfı Adıyaman Şubesi, ADİMDER Adıyaman İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları derneği ve İlim Yayma Vakfı Adıyaman Şubesi değerlendirme yapılmak üzere bir yazıyı çok daha fazla hak ediyorlar aslında. Keşke AGD (Anadolu Gençlik Derneği ) ve Adıyama MGV hakkında yazma şansım olsa idi. O cenahta darmadağın bir yapı var aslında.

Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Osman Beyazkaya nerdesin? Seni Diyarbakır’da çok aradım :) kulakların çınlamadı mı?